şengülcede,resimli,yemek,dantel,örgü,

10/10/2009 - YARINDAN BİR ŞEY BEKLEMEK..

Yarından Birşeyler Beklemek....

Önce, evlendigimizde hayatin daha iyi olacagina inandiririz kendimizi.Evlendikten sonra, bir çocugumuz dogduktan, hatta ardindan bir tane dahaolduktan sonra hayatin daha iyi olacagina inandiririz. Sonra, çocuklaryeterince büyük olmadiklari için kizar, onlar büyüyünce daha mutlu olacagimiza inaniriz. Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla ugrasmamiz gerektigi için öfkeleniriz.Kendimize, çocuklarimiz bu dönemden çikinca daha mutlu olacagimizi,yasantimizin yeni bir araba alinca, güzel bir tatile çikinca, emekliolunca dört dörtlük olacagini söyleriz.Gerçek ise, mutlu olmak için su andan daha iyi bir zaman olmadigidir. Egersimdi degil ise ne zaman?. Hayatiniz her zaman mücadelelerle doluolacaktir. En iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya kararvermektir.En sevdigim sözlerden biri Alfred Souza'ye aittir. Der ki:"Uzun bir zamandan beri hayatin-gerçek hayatin-baslamak üzere olduguizlenimine kapilmistim. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel,öncelikle erisilmesi gereken birsey, bitmemis bir is, hala hizmet edilecekzaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat baslayacakti. Sonunda anladimki, bu engeller benim hayatimdi."Bu görüs acisi, mutluluga giden bir yol olmadigini görmemi sagladi.Mutluluk yoldur, öyleyse sahip oldugunuz her anin kiymetini bilin vemutlulugu özel biriyle paylastiginiz (vaktinizi beraber harcayacak kadarözel) için ona daha fazla deger verin. Unutmayin, zaman hiç kimse içinbeklemez. Öyleyse okulu bitirene kadar, tekrar okula gidene kadar, 10 kilokaybettiginizde veya kazanana kadar, çocuklariniz olana kadar,çocuklariniz evden ayrilana kadar, ise baslayana kadar, emekli olanakadar, evlenene kadar, bosanana kadar, cuma gecesine kadar, pazar sabahinakadar, yeni bir araba veya ev alana kadar, arabanizin veya evinizin borcuödenene kadar, ilkbahara kadar, yaza kadar, sonbahara kadar, kisa kadar,ayin birine veya onbesine kadar, sarkiniz söylenene kadar, içki içinceyekadar, ayilana kadar, ölene kadar MUTLU olmak için içinde bulundugunuzandan daha iyi bir zaman olduguna karar vermek için beklemekten vazgeçin.MUTLULUK yaris degil, bir yolculuktur.

PARAYA IHTIYACINIZ YOKMUŞ GIBI ÇALISIN. DAHA ÖNCE HIÇ INCINMEMIS GIBI SEVIN. VE SEYREDEN HİÇ KİMSE YOKMUS GIBI DANS EDIN.(ALINTI YAZI..)


Evet arkadaşlar bencede anı o anda yaşamak en güzelidir çünkü geri gelmesi imkansızdır.onun için bırakalım dertleri kederleri bir kenara onlar bizi düşünsün .. dertler kederler dünyada her zaman var ama biz belli bi süre dünyaya bekçilik edip gidiyoruz kaldığımız süreyi neden iyi değerlendirmeyelim ki..

bazen yarını görmeden yaşamak o anki durumun dışında bişey düşünmek istemio insan. belki yarın olacaklardan korkuyo ,belkide zamanı gerçekten dolu dolu yaşamak istiyoda ondan yarını düşünmüyo...şimdinin tadına varmadan yarın gelmesin zaten.Arkadaşlar.

günlük yaşıyoruz yarının ne getireceğini bilmeden yaşıyoruz..
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : EDEBİYAT, ŞİİR,

3/10/2009 - DOĞUM GÜNÜM BUGÜN..ARKADAŞLAR..

Arkadaşlar bu gün benim Doğum günüm bir yaş daha geçti iyi kötü ama bu gün evde herkes unutmuş kimsenin aklına gelmedi birtek ablama söyledim o bile unutmuş o için pastanı akşama kadar yetiştirip ben yapıçam dedi daha pastam yapılıyor onun için buraya resimliyemedim
evde kimse unutmazdıda yıllardır hatırlarlardı çocuklarım eşim olsun ne yapsınlar hayat şartları iş kaus ortamında kaldılar hepsi ayrı bir düşünçedeler yaşam şartları insanları her şeyi başka yönlere çekti geçim derdi sıkıntı onun için ben onlara sürpriz yaptım bu sefer ..
Arkadaşlar..Hepinize güzel sağlıklı günler..
Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : DOĞUM GÜNÜ,

1/10/2009 - BİZ'Mİ İSTEDİK BUNLARI YOKSA HAK MI ETTİK..



Arkadaşlar her zaman deriz ya nerdeeeeeee o eski günler nerde o bayramlar çocukluğumuzda böyleydi arkadaşlık böyleydi eski günleri belkide arar oluruz ya işte öyle bir yazı bu okuyunca daldım uzaklara şöyle nede güzel ılık ılık bir şeyler hissettim..Arkadaşlar yorum sizin.Okuyun .

Biz mi istedik bunları; yoksa hak mı ettik..
******
"Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta babamın bile anahtarı yoktu.
Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
Heryere birlikte giderdik.. Zaten öyle çok da gidilecek bir yerde yoktu ki.
En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alışveriş merkezlerinde buluşmazdık o dönem..
Okula arkadaşlarımızla gider, yine onlarla birlikte çıkar, oynaya, zıplaya karda kışta çamurda bile yürüye yürüye dönerdik evlerimize..
Okul servisleri falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi durmadan.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlarda bir kenara koyar koyar boş arsalarda oyunlara bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden, kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirlerdi..
Mahallemizdeki teyzeler adeta bizlerin annesi gibiydi. Susayınca girerdik evlerine, kana kana su içerdik.
Ya da o sevgili teyzelerimiz pencerelerinden bir sürahi ile bir bardak uzatır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik sularımızı.
Kısacacı evine gidip gelen arkadaşlar (ki sadece tuvaleti gelenler giderdi evine) elinde mutlaka yiyeceklerle dönerlerdi..
Anneleri de bizleri hiç unutmazdı. Çocuğuna verdiği yiyeceklerden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye olurdu, bazen bir meyve.
Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar ve oyunlarımız bitince onu koyduğumuz yerden tekrar alır ve cebimize atardık..
Çok garip ama kimse almazdı o harçlıklarımızı.
Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Yerlere düşünce kaldırılır, kavga edince de barıştırılırdık. Polisler gelmezdi mahallemize.. Kavgalarımıza zabıtlar da tutulmazdı.
Kavgalarımız da zaten öyle ustura, falçata ile olmazdı. Onlar nedir bilmezdik ki zaten.. Asla kan falan da akmazdı hiç.
En fazla birbirlerimizin saçlarından çeker, hayvan adlarını sayar, tekme atar ama yine birlikte oyuna dalardık.
Birbirimizin suyundan içer, elmasına dişler atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar, yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitmezdik.. Acil servislere de hiç taşınmazdık.
Düşerdik bazen.. Anneler, komşu teyzeler ekmek çiğnerler ve basarlardı alınlarımıza.. Ama oyuna devam, yine devam.
Röntgenler, ultrasonlar nedir onları da bilmezdik..
Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim. Sokaklarımızı da hiç sormayın.. Ruhsuzlaştı sanki..
Komşumu tanımıyorum ama evinin camında temizliğe gelen kadını haftada bir görüyor, kolay gelsin diyor ve onunla konuşuyorum..
Onun dışında o evde kimler oturur hiç bilmem?.
Evimizi annelerimiz kendileri temizlerdi. Bizler seve seve yardım ederdik... Kapı silmece; bilmem kaç kuruş, cam silmece bilmem kaç kuruş!.. Hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz yine var ama içinde yaşayan yok sanki.
Parklarımız var ama içinde oynayan çocuklar yok sanki.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar, insanlar, insanlar.. Hepsi dolu!..
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..
Küpı önlerine tahta iskemleler atıp oturan yaşlılarımız da yok. Onlara dede, nine diye hal-hatır soran çocuklar da yok oldular.
Ben kapılarında 'vale'lerin, 'bodygard'ların beklediği yerlerden hep korkmuş, çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızanlara, taksitini bitiremediği arabanın anahtarını hiç tanımadığı birine verip hava atanlar hep ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür.
Ne ruhuma, ne kültürüme, ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?
Reklamlarla doldurulan beyinler ve ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk?
Biz mi istemiştik bunları? Yoksa hak mı ettik?
Siz ne dersiniz?.." - Coşkun GÖNÜLKIRMAZ
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : EDEBİYAT ÖYKÜ, BİZ'Mİ İSTEDİK BUNLARI YOKSA HAK MI ETTİK..

19/8/2009 - KADINLARIMIZ..NEYE GÖĞÜS GERMEDİLERKİ..



''Biz ağaca bakıp geçtik hep, erkek egemen anlayışın göz yaylasına takılan buydu. Bakmamızın nedeni meyvesine olan açlığımızı gidemek içindi. Bu görme biçimi çıkarımızla da örtüşüyordu. Oysa kuruyan çıplak dallarını bir türlü yapraklarından göremiyorduk.''(Adil Duran)

Bu kadınlar tıpkı susturucu takılmış silahlar gibidir. Tetiğe bastığınızda hiç sesleri duyulmaz fakat bu silahlar hep geri teper ve kadın hep kendini yaralar. Her yara aldıkça daha fazla kan kaybeder gibi kişiliklerinden eksilirler. Ve birgün ne damarda akacak kan, ne kişilikten verilecek ödün kalır. Ezilen değil; yok olan kadındır. Kişiliğinden o kadar ödün verdikten sonra hayatın ne anlamı kalıyor ki?
Peki bu kadınların hergün daha da derinleşen açık yaralarla, hergün biraz daha tükenerek yaşam mücadelesi vermeye çabalamasında suçlu kim? ''Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin! '' diyerek hayvanla kadını bir tutan zihniyetle büyütülmüş erkek mi, yoksa; ''Erinin dediğinden çıkmayacaksın, o ne derse o olur, hem kocanın vurduğu yerde gül biter! '' diyerek erkeğin sözü ile Tanrı kelamını bir tutan zihniyetle beyni yıkanarak büyütülmüş zamanın kız çocukları, şimdinin kadınları mı? Tabularla, günahlarla büyütülmüş, flört etmesine izin verilmemiş, ömründe ilk tanıdığı erkek eşi olan kadınlar mı, erkeğe herşey serbest, hem erkeğin tecrübelisi makbuldür diyerek tecrübe ! kazanmış erkek mi? Evlilik imzasını atınca kadının tüm haklarını ele geçirdiğini düşünür bu susturucu erkek tipleri. Ve geçirirler de. Kadın ilk başlarda büyük aşkından dolayı susar. Sonraları aşk bitip yerini sorulara bırakınca konuşmaya çabalar ama bu sefer belki de aşağılanarak susturulur. Hiç bir işe yaramadığı, kafasının çalışmadığı, her yanlışın sorumlusunun kendisi olduğu öyle ustaca işlenir ki beynine, bir süre sonra kadın mankutlar gibi efendisinin sözünden çıkmamaya başlar. Taki; sevgi tükenene kadar.
Kadının sesini çıkarabilmesi için ekonomik özgürlüğünün elinde olması gerekir diye düşünülebilir. Ama günümüzde birçok kadın madden erkeğe bağımlı olmamasına rağmen hala susturulmakta. Dünyanın birçok ülkesinde ve bizim ülkemizde de kadınları koruma altına alan dernekler mevcut. Hele yabancı bir ülkede iseniz ne aç nede açıkta kalma gibi bir korkunuz asla olamaz. Neden mi katlanılıyor peki ? Katlanmak saçmalık elbette. Ama o kadın anne ise hele de birden fazla çocuk annesi ise bir yerde bağımlı olmaya mecbur kalıyor. En azından bir ayrılık durumunda biliyor ki çocukları da ayrı büyümeye mahkum olacaklar. Ve buna kimsenin hakkı yok diye düşünür bir anne. O uğruna hergün bir parça daha kaybolarak gezdiği çocuklarının, gün gelip ona hiçbir faydaları olmayacağını bile bile... Bazen bir kaç adım geride, bazen ısrarla önde kendini inandığı amaçlara adayan analar..
Belki abartıyorsun diyeceksiniz. Hayır az bile söylüyorum. Bunlar ister Anadolu olsun, ister İstanbul, isterse Avrupa. Her yerde karşılaşabileceğimiz hayat hikayeleri. Sonu ne mi olur? Umulur ki kadın bir an önce sessiz çığlıklarını dışa vermeye başlar. En sabırlısı eğer çocukları yüzünden susturulmaya katlanmışsa; onların kendi başlarının çaresine bakabilecekleri zaman sesini duyurmasıdır artık. Çocuk yüzünden değilse suskunluğu affınıza sığınarak aptal olduğuna kanaat getireceğim.
Erendiz Atasü'nün kitabından bir alıntı sunuyorum son söz olarak:
Yazara göre kadınlık "duygulardadır...'' Beden bir bitki gibidir, onun dilinden konuşman gerekir... Kendi kuralları vardır.. "Oksijensizliğe üç dakika, susuzluğa beş gün, sevgisizliğe her gün tükene tükene bir ömür boyu dayanır... "

alıntı

Ahhh kadınlarımız neye gögüs germezlerki ..
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : KADINLARIMIZ,

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Rss

Kategoriler

Etiket Bulutu

ZEYTİNYAĞLI DOLMA revani BİSKÜİLİ PASTA POĞAÇALAR MİNİ PİZZA ŞİİRLER DAMLA ÇİKULATALI PASTA YAZMALAR ŞİİR BÖREKLER

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
womentuana
muratena
kizilciksurubu
Emel DÜNDAR
aydın karahan
sevincceden
yasaminkiyisindan
erdoganboz
muazzezv
safiye serbest
kadincahaller
yeditube
yapraksarma
angel60
nurmutfakta
sorfbalpetek
susamcorekotu
sihirlieller34
elifortasoz
İlker Çelik
orgusandigim
pınar yılmaz
bilgekamile
gametech
avaremu
beracan
tiritci
tazenane
hareketlikesim
selma vural
handemutfakta
oyaninmutfagi
benimbahcem
hilalinsepeti
gül eren
sedosca
hamaratabla
seferinyeri
Özben Komonovalı
pinarsariyar58
hatce
sevdayeli58
sevgiyleberaber
dilarahobi42
deniz güneş
kopuklukahvemolasi
lezzetiderya
gülşen süren
musicplanet
unsallgulsumm
ecemnazlabatuhanmutfakta
gulsummsultan
lezzetliyemeklerim44
semra 58
azpismis
kakaolukek
tubadan
lame
gulse06
elanurparlar
hemanneyimhemkadin
oglumlamutluluk
ceren sevgi
sitene ekle